Arabalı Hamur, Oyuncak Vapur

İki saatte bir kalkan vapurun, ilk seferinin son misafiriydim. Bu ne ilk seferdi ne de son sefer olacaktı. Doğan ilk insan olmadığım ve ölen son insan olmayacağım gibi. “Ne gerek vardı şimdi ölümü konuşmaya?” dediğinizi duyar gibiyim. Ölüm öyle tat kaçırıcı bir şey ki bir anda siyah beyaz efekti verilmiş fotoğraflar gibi oluyorsunuz görebiliyorum burdan. Zaten yalnızken hepimiz biraz ölmüyor muyuz ki?
Biraz daha derin hissetmiyor muyuz toprak kokusunu?

Yalnızken oyun hamuru gibi hissederdim hep.. Mavi bir oyun hamuru. Şirinler şeklinde yapılmış ve birazdan zininin üstünde üzerinden oklava geçecek bir oyun hamuru. Üstelik pek kaliteli de değil. Nasıl desem, bi play-dough değil yani, bi milyoncudan alınmışından olabilir. İşte bu yüzdendir ki yalnızken çok korkarım. Bir şey olursa sanki gerçekten ezilecek gibi hissederim.

Korktuğum bir şey daha vardı ki. Hayal gücüm… Ne zaman hayal gücümün gayriihtiyari bir hareketini görsem direk söylemem ona ama sol gözümle gizli gizli keserim hayal gücümü. Kızarsa asla durduramam diye endişe ederim. Ben hayal gücümü yönetmem, genelde o bana hakimdir. Bu görev paylaşımı ne zaman, niçin ve nasıl yapıldı bilemem ama hiç memnun olmadığım aşikar. Kendinizi ne yapacağı belli olmayan bir serseri kurşunun peşine takmak gibi bir şey…

Korkularım kendilerinden daha büyük bir korkuyla karşılaşıncaya kadar bende kalacaklar. Bi kaç gün sizde kalmak isteyen ama aylardır evden çıkmayan yakın arkadaş gibi. Tencereye yetersiz yağ döktüğünüzde dibine yapışıp çıkmayan tavuk gibi. Sahilde, parmak arası terliklerinizle koşuştururken sol ayağınıza ve mavi terliğinizin sağ tarafına yapışmış zift gibi. Ya da yeni aldığınız bembeyaz tişörtünüze daha bu sabah dökülmüş kakaolu dondurma gibi. Ne zaman geleceği ve gideceği belli olmayan….

yazdı

Paylaş

Bunları da okumak isteyebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir